Antalya Güncel web sitesi, öncelikli olarak Antalya'nın yerel haberlerini sunmak ve Antalya sakinlerinin sesi olmak amacıyla kurulmuştur.
Kaleiçi’nin Nostaljisini Yaşatan Ressam
1949 yılında Ankara’da dünyaya gelen Ömer Güngör, uzun yıllar bankada memur olarak çalıştı. 1994 yılında Antalya’ya tayin edilmesiyle kente yerleşen Güngör, 1998’de emekli olduktan sonra kendisini büyük bir boşluk içinde buldu. Bu dönemde yeni bir uğraş arayışına giren sanatçı, karikatürle tanışarak sanat yolculuğuna ilk adımını attı. Ardından bugün hâlâ üç kapıların girişinde sürdürdüğü resim serüveni başlamış oldu.
Kaleiçi’nin Nostaljisini Yaşatıyor
Bir dönem çeşitli nedenlerle karikatür çizmeye ara veren Güngör, Kaleiçi’nde bir dükkânda sulu boya resimler yaparak sanatını sürdürdü. Yabancı turistlerin bu eserlere yoğun ilgi göstermesi üzerine yeniden sokakta resim yapmaya başladı. Kaleiçi evlerinin mimari dokusunu, sokakların nostaljik atmosferini tuvallerine taşıdı, o dönem bu tema üzerine çalışan tek sanatçı olduğunu belirtti.
Sabit bir çalışma alanı olmadan üretmeye devam eden Ömer Güngör, birçok zorlukla karşılaştığını ancak her birinin kendisine önemli tecrübeler kazandırdığını söyledi. 2022 yılında bazı nedenlerden ötürü atölyesini kapatan sanatçı, üç yıldır Üç Kapılar’ın girişinde çalışmalarını sürdürüyor. Resimlerinde sanatsal değerin ön planda olduğunu belirten Güngör, diğer ressamların eserlerine de objektif bir gözle bakmaya özen gösterdiğini ifade etti.
Resimlerinde Öne Çıkan Temalar
Kaleiçi’ni ‘nefes aldığı yer’ olarak tanımlayan Güngör; “Kaleiçi’nin havasını kokluyorum. Evlerin ve tarihi yapıların güzelliklerini hem teknik bilgiyle hem de içimdeki sevgiyle resmediyorum. Buraya gelenlere evler hep aynı görünür ama benim için hepsi mimari açıdan farklıdır.
Resimlerin de ağırlıklı olarak Kaleiçi sokakları, tarihi yapılar, eski evler ve semtin ruhunu yansıtan detaylar öne çıkıyor.
Teknik Bilgi ve Sanatsal Yaklaşım
Resim yapma yeteneğinin kendisine Allah tarafından verildiğini söyleyen Ömer Güngör, resim ve daha birçok sanata ilgisinin olduğunu fakat bu bilgilerin yoz bilgi değil araştırarak geliştirilen bilgilie olduğunu söyledi. Ressamları, hayatı, yaşamı araştırıp incelediğini belirtti. Taklit ederek resim yapmadığını vurgulayan sanatçı, araştırmanın ve diğer sanatçıları takip etmenin gerekli olduğunu vurguladı.
Güngör, çoğunlukla doğaçlama çalıştığını, aynı resmi bile her seferinde farklı çizgiler ve renklerle yeniden yorumladığını dile getirdi. Bunu “sanatsal imza” olarak gördüğünü ifade ediyor.
Kaleiçi’nin Sanat Ortamı
Kaleiçi’nin eskiden mahalle kültürünü yansıtırken zamanla ticari bir bölgeye dönüştüğünü belirten Güngör, evlerin yıllar içinde bakımsızlık ve doğal afetler nedeniyle tahrip olduğunu söyledi. Birçok kişinin evlerini kiraya verdiğini ya da terk etmek zorunda kaldığını ifade eden sanatçı, boş kalan bazı evlerin bağımlı gençler tarafından sığınak olarak kullanıldığını, bu nedenle birçok yapının kazara zarar gördüğünü dile getirdi.
Kaleiçi’nin 2000’li yıllardan önce sanat açısından yeterince değerlendirilemediğini belirten Ömer Güngör, o dönemden sonra sadece birkaç ressamın sokakta üretim yaptığını ifade etti. Yapılan restorasyonlarla semtin değer kazandığını ve birçok eski yapının yeniden işlevlendirildiğini belirtti.
Antalya’da Sanatçılar İçin Destek ve Görünürlük Sorunu
Kültür Bakanlığı ve Muratpaşa Belediyesi tarafından bazı etkinlikler düzenlendi, ancak düzenlenen bu etkinliklere çağrılmadığını söyledi. Bu duruma kırgın olduğunu dile getirdi. Kültür Yolu etkinliklerinde bazı ressamlara yer verildiğini belirten sanatçı, bu çalışmaların kendisine bir katkısı olmadığını ifade etti.
Bazı ressamların sokak sanatçılarına önyargıyla yaklaştığını söyleyen Güngör, “Sokakta resim yapanlara çingene gözüyle bakıyorlar.” diyerek yaşadığı dışlanmayı anlattı. Buna rağmen resim yapmaktan vazgeçmediğini, insanlarla kurduğu iletişimin kendisini mutlu ettiğini vurguladı.
“35 yıla yakın süredir Kaleiçi’ndeyim, ama yalnız bırakıldım” diyen sanatçı, sanatının Antalya’da hak ettiği değeri görmediğini söyledi.
Sanat Üretirken Karşılaşılan Zorluklar
Yıllardır sokakta resim yapan Ömer Güngör, özellikle son iki üç yıldır ciddi sıkıntılar yaşadığını belirterek; “Eskiden yağmurdan korunacak bir yerim vardı. Şimdi tamamen açık alanda çalışıyorum. Yaşlandım, zorlanıyorum. En azından emeğimin görülmesini ve bu şehrin kültürüne katkı sağladığımın fark edilmesini isterdim” dedi. Akdeniz Üniversitesi’nin belgesel çektiğini, çeşitli haber ajanslarının kendisiyle röportaj yaptığını ancak bütün bunlara rağmen yetkililerden bir adım gelmediğini dile getirdi.
Sanatın Toplumdaki Yeri
Sanatın toplumlar arasında bir köprü olduğunu vurgulayan Güngör, özellikle resim sanatının kültür aktarımında büyük rol oynadığını dile getirerek; “Resim, iki farklı ülke arasında kültür alışverişi sağlar. İnsanlar birbirini tanıdıkça yakınlaşır; yakınlık da barışı getirir. Resmin amacı barışa ve sevgiye yol açmaktır” vurgusu yaparak sözlerini noktaladı.
Haberi yazan Muhabir: Ebru AYHAN
ANTALYA'NIN İLK SAHAFI
Antalya’nın İlk Sahafı
Antalya’da sahaflık kültürünün yaşayan tanıklarından İlhami Dilek, 30 yılı aşan meslek serüvenini, kentin değişen okuma alışkanlıklarını ve dijitalleşme çağında sahaflığın aldığı yeni yönü anlattı. Kentte kitapla kurulan bağın zaman içinde nasıl dönüşüm geçirdiğini aktaran Dilek, sahafların toplumsal hafızayı koruyan önemli mekânlar olduğuna dikkat çekti.
“Geçici sandım, kaderim oldu”
İlhami Dilek’in sahaflık serüveni 1986 yılında İzmit’te başladı. Tesadüfen bir sahafa rastlamasıyla bu mesleğin içinde buldu kendini. İlk başta geçici bir uğraş gibi gördüğü bu işin zamanla hayatının merkezine yerleştiğini belirtti. İzmit’te sekiz yıl sahaflık yaptıktan sonra 1994’te Antalya’ya taşındığını ve kentin ilk sahafı olarak burada mesleğini sürdürdüğünü söyledi.
Kitap sevgisinin çocukluğundan beri hayatında olduğunu vurgulayan Dilek, sahaflıktan emekli olan nadir isimlerden biri olduğunu dile getirerek “Kitap hâlâ hem ekmeğim hem de en büyük hevesim” sözleriyle duygusunu aktardı.
Antalya’nın okuma kültürü nasıl değişti?
Dilek, Antalya’nın 30 yıllık kültürel dönüşümünü değerlendirirken teknolojinin okuma alışkanlıkları üzerindeki etkisine dikkat çekti. Kentte 250 bin olan nüfusun bugün 2 milyonu aşmasıyla birlikte kültürel çeşitliliğin de arttığını vurgu yaptı.
Eskiden kitabın alternatifi olmadığını, bu nedenle daha yoğun bir okur kitlesiyle karşılaştıklarını belirterek, günümüzde telefon ve internetin “ceplerde taşınan kütüphaneler” hâline geldiğini ancak buna rağmen basılı kitabın dokusunun, kokusunun ve temas hissinin hâlâ yerini koruduğunu söyledi.
“İkinci el kitapların en güzel yanı yaşanmışlığıdır”
Sahaf dükkânına gelen kitapların taşıdığı izlerin kendisi için çok değerli olduğunu dile getiren İlhami Dilek, kitap sayfaları arasında sık sık fotoğraflar, mektuplar ve notlar bulduklarını belirtti. Antalya’nın geçmişine ışık tutan özel belgelerin de zaman zaman dükkânlarına ulaştığını söyleyen Dilek, 1911 tarihli Rum Ortodoks Kilisesi Nizamnamesi’nin kendisinde bulunan tek nüsha olduğunu ve bu kitabın yeniden basılması için belediyeye önereceğini söyledi.
Sahafların toplumsal hafızayı koruduğunu vurgulayarak, “Çöpe gitmek üzere olan pek çok belgeyi biz kurtarıyoruz” dedi.
“Okumak ülkeyi kurtarır”
Kentin kültürel hafızasında sahafların özel bir yeri olduğunu söyleyen Dilek, okumayan toplumların boş söylemlerle oyalanacağını ifade ediyor. Pek çok kişinin dijitalden kitap okuduğunu ancak tat alamadığını belirten Dilek, basılı kitabın dokunma hissinin yerinin doldurulamayacağını belirtti.
Dijital çağda sahaflık: “Dengeyi kurduk”
İlhami Dilek, hem dükkân kültürünü yaşatmaya hem de dijitale ayak uydurmaya çalıştıklarını söyleyerek Nadir Kitap üzerinden de satış yaptıklarını belirtiyor. Dijital konularda oğlunun destek verdiğini, fakat dükkâna gelen okurun eline kitap alıp inceleme isteğinin hâlâ güçlü olduğunu vurguladı.
Plak, fotoğraf, pul ve eski nesnelerin yıllar önce değeri bilinmezken bugün koleksiyonculuk alanında yükselişte olduğunu ve benzer bir sürecin kitaplar için de yaşanacağını, özellikle ilk baskıların ve yerel basımların gelecekte çok daha kıymetli olacağını ifade etti.
Gençlerde koleksiyon merakı artıyor
Gençlerin sahaflara ilgisinin yıllar sonra yeniden yükseldiğini belirten Dilek, özellikle kartpostal, eski fotoğraf ve ayraç gibi nesnelere yönelim olduğunu dile getirdi. Bununla birlikte akademik kaynaklara olan ilgili düşüş gösterdiğini, dijitalleşmenin gençleri kolay bilgiye yönlendirdiğini ve bunun zihinsel tembelliği artırdığını ifade etti.
Meslekte geçen 30 yılın unutulmaz anıları
Dilek, yıllar boyunca birçok ünlü isimle karşılaştığını, bazen de değerini o an fark edemediği çok kıymetli kitaplarla karşılaştığını anlatıyor. İzmit’te sahaflığın ilk yıllarında nadir bir kitabı yıllardır arayan bir okura hediye edişini örnek vererek, mesleğe başlarken nadir kitapların değerinin farkında olmadığını ancak zamanla bu bilinci geliştirdiğini aktardı.
Sahaflığa başlayacak gençlere tavsiyeler
Sahaflığın sevgi, sabır, sermaye ve birikim gerektirdiğini söyleyen İlhami Dilek, bu mesleğin bir usta–çırak ilişkisiyle ilerlediğini belirtti. Antalya’da sahaf sayısının az olduğunu ve bu nedenle birbirlerini tanıdıklarını söyledi. Sahaflığın sadece kitap satmak değil, kültür paylaşmak olduğunun da vurgusunu yaptı.
“Her işin başı kitaptır”
Kitapların insanları iyiliğe yönelttiğini ifade eden Dilek, sahafların okurlarla bağ kuran yaşam alanları olduğuna söyledi. Okurlara çağrıda bulundu; sahaflarla bağların koparılmamasını isteyerek, “Yolu kitaptan geçen insanlar iyi insanlardır” Sahaf raflarında saklanan her kitabın geçmişin izlerini geleceğin umutlarını taşır diyerek, Antalya’nın kültürel belleğini yaşatma çabalarını sürdürdüklerini ifade etti.
Haberi yazan Muhabir: Ebru AYHAN